Google+

13 Kasım 2013 Çarşamba

"Geri döndüm" diyebilmek için çok mu geç kaldım?


Bugün itibariyle blog yazmaya ara vereli tam 2 yıl oluyor. Geçen bu süre zarfında tekrar yazmaya başlamayı düşündüğüm pek çok zaman oldu. Blog yazmaya kaldığım yerden devam etmek gözüme o kadar zor gelmiyordu. Asıl sorun görüşmeyi bıraktığım blogdaşlarımla ve yazılarımı takip eden kişilerle tekrar iletişime geçmek için nasıl bir adım atmam gerektiğini bilememekti. "Selam çingular! Ben döndüm" demek abes kaçacaktı sanki :)

Sonra ayrılış yazımdaki yorumları tekrar okudum. O zaman da okurken gözlerimin dolduğunu hatırlıyorum. Ben insanların bana böylesine değer vermesini hak edecek kadar büyük bir şey yapmadım ki. Sadece bilgilerimi ve düşüncelerimi paylaştım bu blogda...

Bir de neden blog açmaya karar verdiğimden bahsettiğim ilk yazımı tekrar okudum. Tam olarak şöyle demişim:
Son zamanlarda feci bir şekilde Kore sineması ve televizyonunu takip etmekteyim. Bunun sonucu olarak internette yaptığım sayısız araştırmalardan pek çoğunda Kore film ve dizileri hakkında bloglara rastladım ve inanılmaz bağımlılık yaptılar. Bu blogcu şeker insanlar bir de kendi aralarında arkadaş olmuşlar ve birbirlerinin bloglarına yorumlar yazarak paslaşıyorlar. Acayip canım çekti ve yazdıkları yazılara yorum yapmak istesem de kendimi bir yabancı gibi hissettim ve kendimi tuttum. Ama bir yere kadar di mi :) Benim de söyleyeceklerim var, ben de insanım (bkz. kendisinsan).
Yani amacım, benimle ortak zevklere sahip arkadaşlar edinmekti ve kısa sürede bunu başardım. Blogdaşlar çok cana yakın ve içten kişilerdi, beni de aralarına aldılar. Hatta benim bloğumu okuduktan sonra kendine blog açan dahi oldu. Benim için bunların hepsi çok mutlu edici şeylerdi. Peki ya sonra ne oldu? Hevesim mi geçti? Hayır, ne yeni edindiğim arkadaşlardan ne de Kore'yle ilgili şeylerden sıkıldım. Sorun kendimle ilgiliydi. Kendisi'nin ta kendisiyle! (Evet, şimdiye kadar bu ciddiyetle iyi gidiyorduk ama arada bu berbat espriyi yapmaktan "kendisi"mi alamadım. Bak hala devam ediyorum :P Neyse, kaldığımız yerden ciddiyete devam).

İç huzuru olmayan kendimden sıkıldım. İnsanın kendi kendisini hayal kırıklığına uğratmasından daha kötüsü yok. Yanlış kararlar vermek değil olay, hiç karar vermemiş olmak. Başkaları tarafından senin adına kararlar verilirken bunu kabullenmek. Nasrettin Hoca'nın "Düşmeseydim de inecektim" demesi gibi "Ben de öyle yapacaktım zaten" diye düşünüp hayatına devam etmek. Bir yerden sonra insan düşünmeye başlıyor; "Ben hayatımda neyi gerçekten kendi isteğimle yaptım ki?".

Neyse, konuyu daha fazla uzatmak istemiyorum. Sonuç olarak ben bu durumları aştım. Kendi kararlarımı kendim verir hale geldim. Daha doğrusu henüz büyük kararlar vermedim. Ama bir konudan örnek vermek gerekirse, en azından insanlar bana "Mezun oldun mu? Ne zaman çalışmaya başlayacaksın?" diye sorduklarında "Ben bu mesleği yapmak istemiyorum" diyebildim. İnsanların hakkımda ne düşündüğünü biliyorum: mesleğinin kıymetini bilmeyen ve paraya ihtiyacı olmadığı için tembellikten çalışmayan zengin kızı. Zengin değiliz ama istemediğim bir işte çalışıp ailemi geçindirmem de gerekmiyor sonuçta.

"Zaten kim istediği işi yapıyor ki?". Bu cümleyi hayatta ne kadar çok duyduk değil mi? Ben o kişilerden biri olmak istemediğime karar verdim. İlgimi çeken bir konuda başka bir planım var. Bu planı yakında sizlerle de paylaşacağım. Sizler derken, artık blog yazılarımı takip eden olursa yani :)

Yazmaya ara verdiğim süre boyunca blogları takip etmeyi bırakmadım. Bazen yorum yapmayı çok istedim ama sonra kendimi bir yabancı gibi hissedip vazgeçtim. Sizin için beni tekrar aranıza almak sorun olmayacaksa ben bir yabancı olmaktan çıkıp çingu olmaya geri dönmeye hazırım :) Sadece blogdaşlarımı değil yazılarıma yorum yazan, benimle bir şeyler paylaşan herkesi çok özledim

Yazacaklarımı şimdilik sonlandırırken yazının anlam ve önemine uygun bir müzik videosu paylaşıyorum.

ÖNEMLİ NOT 1: Ciciler dikkatinizi dağıtmasın. Şarkı sözlerine odaklanın :)
ÖNEMLİ NOT 2: Önceki not çok da önemli sayılmazdı, sadece NOT da yazılabilirdi sanki.
ÖNEMLİ NOT 3: Bu notların hepsi önemsiz aslında ama okumaya devam.
ÖNEMLİ NOT 4: "2 yıldır yazmadan nasıl sabretti bu geveze?" dediğinizi duyar gibiyim.
ÖNEMLİ NOT 5: Kırmızıyla yazınca daha önemliymiş gibi duruyor, haberiniz olsun.

.
.
.
.

ÖNEMLİ NOT 546798794234: Artık notlarım önemsenmeyecek gibi hissetmeye başladım. Daha az not yazmalıyım ki değeri bilinsin :P

ÖNEMLİ NOT 546798794235: Tamam hadi bu son. Bu arada ilk notu hatırlayan var mı?



✿◕ ‿ ◕✿  Öyleyse şimdilik hoşça kalın~
Bunlar da ilginizi çekebilir: