Google+

4 Aralık 2010 Cumartesi

Daniel Henney ve Altın Oran (φ)


Blogumu takip edenler aşağı yukarı bilir, çeşitli zamanlarda farklı şeyleri takıntı haline getiren biriyim. Blogu açtığımdan beri önce Kim Hyun Joong (dolayısıyla Playful Kiss) sonra Jang Keun Suk (dolayısıyla Marry Me, Mary) takıntıları olarak sizlere yansımış. Bu obsesyon olayından en son nasibini alan Daniel Henney oldu. La Fea'nın tavsiyesi üzerine My Name is Kim Sam Soon'u izlediğimden beri "Danny!!!" diye kafayı yer vaziyetteyim. O kadar ki oturup Fugitive: Plan B'yi izliyorum Rain'in tüm salakça çapkın hareketlerine ve dizinin yarısının kovalamaca sahnelerinden ibaret olmasına rağmen. Hatta bahsi açılmışken beğendiğim kamera arkası görüntülerini paylaşayım dizinin:


Tabi ben bu fotoğrafları görünce "Hooopp!!! Ne oluyoruz?! Lee Na Young'dan korkarken şimdi bir de Rain'den mi sakınacağım Danny'mi?" diye gıcık oldum :D 

Konuya dönecek olursak Daniel Henney ile ilişkimiz bir kaç aydır sürüyor, yani daha çok yeni :) Yakında sıkılır mıyım bilmem ama şimdilik mutluyuz :P

Şimcik asıl meseleye bir giriş yapak. Bahsetmek istediğim şey altın oran yani fi (φ) ve geçmişten günümüze altın oranın güzellikle olan ilişkisi. Herhangi bir kaynaktan alıntı yapmadan kendi bilgilerimi sözcüklere aktarıp anlatacağım sizlere. İsteyen gugıllayıp daha ayrıntılı bilgi edinir.

Altın oran, aslen peş peşe gelen iki Fibonacci (Fibonaççi diye okunur) sayısının birbirine oranıdır. Leonardo Fibonacci (Pisa'lı Leonardo) ortaçağda yaşamış olan İtalyan bir matematikçi ama seyahatleri sırasında Hint-Arap rakamlarını öğreniyor ve bu rakamlarla işlem yapmanın Roma rakamlarına oranla çok daha kolay olduğunu keşfediyor. Liber Abaci adlı kitabında Fibonacci Serisi diye adlandırılan bir örüntü ortaya atıyor. Örüntünün çıkış noktası 1 erkek 1 dişi tavşanın çiftleşmesi sonucu her ay ortaya çıkan toplam tavşan sayısı. Fazla ayrıntıya girmeyeceğim, ilginizi çekerse Tübitak Yayınları'ndan "Bir Sayı Tut..." isimli kitabın 2. bölümünü okuyabilirsiniz. Güzel kitaptır, tavsiye ederim :)


Kısacası serimiz şu şekilde ilerlemektedir:

1, 2, 3, 5, 8, 13, 21, 34, 55...

İlk 2 terimden sonraki her terim kendinden önce gelen iki terimin toplamı şeklinde yazılabilmektedir. Belirttiğim gibi iki Fibonacci sayısının oranı sonsuza gittikçe altın orana yakınsarφ=1.618033988749894...

Altın Oran (φ), Pi (π) sayısı gibi noktadan sonra sonsuz tane basamağa sahip  yani irrasyonel bir sayıdır. Doğada, sanatta ve mimaride altın orana sıkça rastlanır ve yapılan araştırmalar göstermiştir ki altın orana sahip nesneler gözümüze güzel gözükür. İnsan yüzü için bir altın oran maskesi geliştirilmiştir. Maskeyi yazıma ekliyorum ki kaydedip istediğiniz fotoğraf üzerinde deneyin. Uzantısı png olduğundan herhangi bir fotoğraf düzenleme programı yardımıyla maskeyi orantılayıp dilediğiniz bir fotoğraf üzerine yerleştirebilirsiniz.

Başlıktan da anlaşılacağı üzere ben maskeyi Daniel Henney üzerinde deneyip adamın kesinlikle güzel olduğunu bilimsel olarak kanıtladım :P Tamam göz ve kaşları tam oturmadı ama o kadar da olur. Hem neredeyse en kötü resimlerini seçmem gerekti çünkü maskeyi yerleştirmek için kameraya düz bakıyor olması gerekiyordu. Buyrun kritiğini siz yapın olmuş mu olmamış mı :)



C.N. Blue'nun Voice albümünden "One of a Kind" parçasını kendisine ithaf ederek yazımı sonlandırıyorum :)


Adamın dudağının sağ kenarındaki gamzesi bile yeter :P
Benim kadar gamze manyağı bir insan var mı aceba :)

NOT: Altın oran hakkında ayrıntılı bilgi edinmek isteyenler için bir kitap tavsiyesi daha: "Doğada, Sanatta, Mimaride Altın Oran ve Fibonacci Sayıları". Nobel Kitabevi tarafından basılmış ve Prof. Dr. Fikri Akdeniz tarafından yazılmış bolca görsel içeren minik bir kitapçık.

Sonlandırıyorum dedim ama durun şu Bravo dondurma reklamını da ekleyeyim.
Ya bu adam ne şeker ^^ Çok deli hareketleri var :D
Yok yok ondan bıkmam ve yeni aşklara yelken açmam mümkün değil :)



Son olarak (bu sefer gerçekten son) bir ara metroda filan yayınlanan "Hi Seoul" reklamı vardı bilmem göreniniz oldu mu ama Seoul festivali için tanıtıcı bir reklam işte. Onun yerine şu tanıtım bence çok daha fazla insan çekerdi :D

İZLEMEK için TIKLAYIN

14 Kasım 2010 Pazar

Kore Sinemasında Gumiho Etkisinin Başlangıcı: ~Tilki Kız~


Haftalar önce yakında Gumiho'yla ilgili bir yazı yazacağımı söylemiştim. Bir kere de yapacağım dediğim şeyi zamanında yapsam şaşarım zaten. Artık blogumda "şu hakkında yazacağım, bu hakkında yazacağım" dediğimde inanmıyorsunuzdur herhalde :D Bu yazım Gumiho'yla ilgili olacak evet ama hangi Gumiho'ya niyet hangi Gumiho'ya kısmet :P Bu seferki 1994 yapımı Jung Woo Sung'un oynadığı bir film.

Filmin konusundan biraz bahsedecek olursak: 

Cehennem'den biri 999 yaşındaki son "Tilki Kız"ı yakalamak için dünyaya gönderilir. Eğer Tilki Kız (Harah) 1000 yaşına basmadan önce bir insanın ruhunu emerse insan haline dönüşecektir. Harah günün birinde, gasp edilen Hyuk'un hayatını kurtarır ve onu iyileştirir. Zamanla ona karşı bir şeyler hissetmeye başlar ve canını almak konusunda karasız kalır. 



Bu Gumiho'da da boncuk olayı var.


 Woo Sung'un gençliğine bakın :)


Haşin delikanlı :P


Evlerden ırak bir adet Gumiho :/

Filmle ilgili yorumuma gelecek olursak: 

Açıkçası izlemeyen bir şey kaybetmez. Eski Kore sinemasını tanımak ve Woo Sung'un ilk filmindeki oyunculuğunu görmek adına izlenebilir. Filmde cehennemden gönderilen ajanın saftrikliği güldürüyor :D Eskiden Kore erkekleri şimdi dizi ve filmlerde gördüğümüz gibi değilmiş, onu fark ettim. "Kodum mu oturturum" olayı mevcut :O Haşin Koreliler :D

Ek olarak buradaki gumihomuz pek şeker değil. Tilkiye dönüştüğü bir kaç sahne var, korkunç bir hale geliyor. Allah'ım...! Evlerden uzak! Rüyama girecek gece gece :/ 



Filmi izleyenlerin Jung Woo Sung dışında gençlik yıllarını görebilecekleri tanınmış oyuncular:


Ahn Suk Hwa


Kwon Hae Hyo

Diğer oyuncular da sonrasında pek çok film ve dizide oynamışlar ama ben tanımıyorum o nedenle eklemedim. Bu arada eklemek için Ahn Suk Hwan'ın resmini ararken annem geldi ve dedi ki "Çıtayı baya düşürmüşsün!" :D

Unutmadan şunu da belirteyim film bazı sahnelerde çıplaklık içeriyor. Bariz rahatsız edici görüntüler değil ama belirtmekte yarar var. 

Aslen 2000 öncesi filmleri eski bulur ve izlemem, hatta -Sinema & TV okumakta olan- kardeşim beni bu konuda çok eleştirir. Eski filmlerin sanatsal değeri yüksekmiş vs vs ... :D Onun söylediklerini pek takmasam da bu film gerek satır sayısının az olması gerekse Jung Woo Sung'un (♥) ilk filmi olması dolayısıyla beni cezbetti ve çevirmek kaçınılmaz oldu. Woo Sung o zamanlar 21 yaşlarındaymış, izleyince anladım ki bu adam yaşlandıkça güzelleşiyor :)  

İsteyenler sarangni'den altyazıyı indirebilirler (TIKLAYIN). İzleyecek olan herkese iyi seyirler dilerim ^^

NOT: Blogum için ayrı yazı yazmadım nasıl olsa aynı kapıya çıkacak. Sarangni'de yazdıklarımı kopyala-yapıştır yaparak biraz da düzenleyip resimlerle süsleyerek bu yazıyı oluşturdum :)

NOT-2: Gumiho deyince artık aklınıza Shin Min Ah gibi bir şekercik gelmesin zira oldukça ürkünç versiyonları da mevcutmuş.

12 Eylül 2010 Pazar

9 Kuyruğunda 9 Marifet!


Son günlerde bir 9 kuyruk furyasıdır gidiyor :) Şikayetçi miyim? Kesinlikle hayır :) Romantik komedi tarzında Kore dizileri ve filmleri izlemeye alışmış bünyem "Kız Arkadaşım Bir Gumiho" ismini duyunca hiç oralı olmadı. Fantastik herhangi bir şey izlediğimi hatırlamıyorum Kore yapımı. Ama her yerde övgüleri okuyunca merak ettim nasıl bir şeymiş diye ve iyi ki de merak etmişim. Cidden inanılmaz eğlenceli bir dizi!

Elimizde bir adet en şekerinden "gumiho", bir adet sorumsuz ama sevimli oğlan çocuğu, bir adet evlenememiş hala ve onun tuhaf bir ilişki yaşadığı bir adet yönetmen var. Bunları bir araya getirince yanına harabuciyi (dede), nunayı (abla), ne idiğü belirsiz emoya benzeyen gumiho avcısını ve okul arkadaşlarını da ekleyince ortada bu dizi çıkmış.


Peki nedir bu "gumiho"? Bilmeyenler için açıklayalım. Gumiho, Kore efsanelerinde geçen ve 9 tane kuyruğu olan bir tilki. İnsan formuna dönüşebiliyor fakat hayvan doğası aynı kalıyor. Efsaneye göre bir tilkiyi andırması ve hayatta kalması için insan kalbi yemesi gerekiyor. Erkekleri ayarttığı ve karaciğerlerini yediği de söylentiler arasında. Ama Uri Gumiho hiç öyle şey yapar mı? Kendisi oldukça insancıl, zaten amacı da insan olmak.


Bizim Mi Ho'nun bazı özellikleri:
- İnek etini çok sevmesi
- Özellikle boncuğu onda değilken sudan korkması
- Krem, diş macunu, duş jeli gibi ürünlerin tadını beğenmesi
- Hızlı koşması
- Havanın açık olduğu günlerde ağladığında yağmur yağması
- Hoi hoi yapmayı çok sevmesi
- Baloncuklu suya (soda) bayılması -et yedikten sonra mutlaka içer
- Gamzelerinin olması :)
- Üzüldüğünde, sinirlendiğinde tilkiye dönüşmeye başlaması
- Uçabilmesi (yerden yükselmek anlamında)
- Uzaktan bile kulaklarının iyi duyması
- Ay çıkınca kuyruklarının ortaya çıkması

Şimdilik aklıma gelenler bunlar. Müthiş di mi :) 9 kuyruğunda 9 marifet diye boşuna demedik. Bu özelliklere bir de şu tatlı surat eklenince ortaya cidden insan üstü bir varlık çıkıyor.

Herkes gibi ben de halayla yönetmene bayıldım. İnanılmaz komikler, özellikle yönetmenin tavırlar beni öldürüyor. Sırf onların olduğu sahneler birleştirilse feci bir komedi filmi ortaya çıkar :)


Diziyi gerçekten çok beğendim. İlk defa bir Kore dizisini erkek oyuncuya değil bayan oyuncuya hayran kalarak izliyorum :) Benim datlu kızımın "Woong'a" deyişine bak, yerim seni! Maşallah ya, Allah nazarlardan saklasın Shin Min Ah'mızı :)

10 Eylül 2010 Cuma

Bloglandım~ Her şeyin bir ilki vardır ;)



Hiçbir zaman facebook'u olmamış ve artık msn'e neredeyse hiç girmeyen bir insan evladının blog sahibi olması çok absürt bir durum mu sizce? Bana biraz tuhaf geliyor açıkçası, alışması zaman alacak sanırım :) Peki o zaman bu iş nasıl oldu? Gelin anlatayım:

Son zamanlarda feci bir şekilde Kore sineması ve televizyonunu takip etmekteyim. Bunun sonucu olarak internette yaptığım sayısız araştırmalardan pek çoğunda Kore film ve dizileri hakkında bloglara rastladım ve inanılmaz bağımlılık yaptılar. Bu blogcu şeker insanlar bir de kendi aralarında arkadaş olmuşlar ve birbirlerinin bloglarına yorumlar yazarak paslaşıyorlar. Acayip canım çekti ve yazdıkları yazılara yorum yapmak istesem de kendimi bir yabancı gibi hissettim ve kendimi tuttum. Ama bir yere kadar di mi :) Benim de söyleyeceklerim var, ben de insanım (bkz. kendisinsan).

Kore sinemasıyla ilgili forumlar da mevcut tabi ama benim gibi çenesi düşük bir insanın söylemek istediği şeyler için bir forum mesajı çok küçük gelir ve sanırım kendime ait bir alanı hak ediyorum :) Kısacası bu blogda Kore filmleri ve dizileri, animeler, okuduğum güzel kitaplar ve aklıma esip de paylaşmaya değer bulduğum diğer şeyler hakkında yazılar yazmayı planlıyorum. Kimse okumasa bile amaç içimi dökmek bir nevi. Kendime başarılı bloglar diliyor ve ilk yazımı nihayet burada sonlandırıyorum :)

Bunlar da ilginizi çekebilir: